ÖNE ÇIKANLAR
Home » Enerji » Türkiye’de Doğal Gaz

Türkiye’de Doğal Gaz

Doğal gaz, diğer fosil yakıtlara göre daha temiz bir kaynak olması, katı atık sorununun olmaması, daha düşük karbon emisyonu yaratması gibi özellikleri ve boru hattı taşımacılığının gelişmesi nedenleriyle gitgide daha çok tercih edilen bir kaynak olmaktadır (Aydın, 2014). Doğal gaz Türkiye enerji pazarı içinde de hızlı bir şekilde yerini almıştır. Türkiye dünyanın en çok doğal gaz ithal eden 8. ülkesidir. Dünya çapında 1970’lerde karşılaşılan petrol krizlerine paralel olarak alternatif kaynak arayışına girilmesi Türkiye’de de doğalgaz piyasası açısından bir dönüm noktası olmuştur. Türkiye’de ilk doğal gaz üretimine 1976’da Trakya’da başlanmıştır, fakat yetersiz kaldığı için yaygınlaşmamıştır (Yılmaz, 2012). Ülkemiz için esas doğal gaz dönemi 1987 yılında eski Sovyetler Birliği’nden gaz ithal edilmesiyle başlamıştır (Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi 26. Toplantısı, 2009).

Türkiye'de doğal gaz üretimi

Ülkemizde birincil enerji kaynaklarından en fazla tercih edilen (%31,3) doğal gazın toplam rezervleri 24,4 milyon m³’tür. Üstteki şekilde görüldüğü üzere Türkiye’de doğal gaz üretiminde ilk üretime başlanan 1970’lerden günümüze yaklaşık 68 kat artış görülmüştür. 2013 yılına gelindiğinde ülkemizin doğal gaz üretimi 561,5 milyon m³, ortalama günlük üretim 1,54 milyon m³ olarak gerçekleşmiştir. Üretimin tüketimi karşılama oranı ise %1,2’dir. (ETKB, 2014; (PİGM)). En fazla üretim yapan doğal gaz sahası 2006 yılında Düzce tarafında keşfedilen ve üretime 2011 yılında başlanan Akçakoca sahası olup, sahada iki kuyudan günde 116 bin m³ doğal gaz üretilmektedir. 1975 yılında Kırklareli’nde açılan Kavakdere-1 kuyusu ise günlük 13 m³ ile en az üretim yapan gaz kuyumuzdur (PİGM).

Dünya’da Doğal Gaz –  Yenilenebilir Enerji Kaynakları

Türkiye’nin doğal gaz talebi 1987’de yıllık 0,7 milyar m³ iken 2014 yılı itibarıyla yaklaşık 48,8 milyar m³’e yükselmiştir (IEA, 2014; ETKB, 2015). Yıllar itibarıyla doğal gaz talebindeki artışın en önemli itici gücü şehirleşme ve şehirlerde yaygınlaşan doğal gaz kullanımıdır. Bununla birlikte, 2002 yılından beri sanayide de gaz kullanımı büyük bir artış göstermiştir. Son 15 yılın enerji tüketimine bakıldığında doğal gazın 2008 yılından itibaren birinciliği petrolden devraldığı görülmektedir.

Doğal gaz talebinin yoğun olduğu kış aylarında ithalatçı veya boru hattı güzergahında bulunan ülkelerdeki aksamalara paralel olarak dönemsel arz-talep dengesizlikleri yaşanabilmektedir. Bu aksamaları gidermek ve mevsimsel arz güvenliğini sağlamak amacıyla 2007 yılında 1,6 milyar m³ kapasiteli Silivri doğal gaz depolama tesisi devreye alınmıştır. 2009 yılında tesisin kapasitesi 2,1 milyar m³’e çıkarılmıştır (Güney Ege Kalkınma Ajansı, Eylül 2012). Ülkenin toplam depolama kapasitesi ise 2,6 milyar m³’tür. Ayrıca, toplam kapasitesi 1 milyar m³ olan Tuz Gölü Doğal Gaz Yer Altı Depolama Projesi yapım aşamasındadır. Projenin birinci aşamasının 2017, ikinci aşamasının ise 2019 yılında tamamlanarak devreye alınması planlanmaktadır. Ancak günlük tüketimin ortalama 113 milyon m³ olduğu göz önünde bulundurulursa mevcut depolama ve geri üretim kapasitesiyle günlük ihtiyacın karşılanmasının sıkıntılı olduğu ortaya çıkmaktadır. 18.04.2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’na göre her yıl ithal edilecek gazın %10’unun depolama imkanına sahip olunması hükmüne varılmıştır. Fakat bu durumda bile doğal gaz depolama kapasitesi yetersiz kalmaktadır (Küçükönder, 2014).

Türkiye'de Doğal Gazın Kullanım Alanları

Üstteki şekilde görüldüğü üzere 2013 yılı itibarıyla doğal gazın en fazla kullanıldığı alan %48,1 ile çevrim sektörü iken, ikinci alan ise %25,4 ile sanayi sektörüdür. Konutlarda gaz kullanımı %19 ile tüketimde üçüncü sırada yer almaktadır.

Türkiye'nin Doğal Gaz İthal Ettiği Ülkeler

EPDK Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu’na göre 2014 yılında Türkiye’nin toplam doğal gaz ve LNG ithalatı yaklaşık 49,2 milyar m³ olarak gerçekleşmiştir. Üstteki şekle göre ithalat yapılan ülkelerin kompozisyonuna bakıldığında ithal edilen miktarın yarısından çoğunun Rusya’dan karşılandığı ve geri kalanının sadece dört ülkede yoğunlaştığı görülmektedir. Bu durum petrolde olduğu gibi doğal gazda da arz güvenliği açısından dezavantajdır. Ülkemizin doğal gazda dışa bağımlılık oranı ise %98’dir. Türkiye’de petrolün kullanım alanlarına bakıldığına petrolün yarısının ulaşımda kullanıldığı düşünülürse petrolün ikamesinin oldukça zor olduğu görülmektedir. Fakat doğal gazın kullanım alanının genellikle elektrik enerjisi üretimi olduğu göz önüne alındığında ithalat bağımlılığı yüksek olan gazın elektrik üretiminde yerli birçok kaynakla ikame edilebilmesi mümkündür. İleride bahsedileceği üzere elektrik enerjisi üretimi için Türkiye’de kömür, hidrolik, nükleer, rüzgâr ve jeotermal kaynaklar gibi birçok alternatif söz konusudur. Aydın (2014)’a göre Türkiye’nin petroldeki dışa bağımlılığı zorunlu, doğal gazdaki dışa bağımlılığı ise gönüllü bir bağımlılık olarak nitelendirilebilir (Aydın, 2014)

BOTAŞ’ın hazırlamış olduğu 2014 sektör raporunda belirtildiğine göre ülkemizin enerji tüketiminde ilk sırada olan ve gitgide daha fazla ihtiyaç duyulan doğal gazın, yurt içi kaynaklarla temin edilmesi amacıyla son yıllarda kara alanlarına ek olarak denizlerde de yerli ve yabancı şirketlerce yoğun sondaj ve arama faaliyetleri söz konusudur. Rapora göre;

“Yerli kaynaklara ağırlık vererek, ithalat bağımlılığının düşürüldüğü, kaynak ve ülke çeşitliliğinin arttırıldığı, enerjinin verimli kullanıldığı, sanayimizin rekabet gücünü artıracak seviyede enerji fiyatını sağlayacak şeffaf ve rekabete dayalı pazarın oluşturulduğu, çevre ile uyumlu, dünya enerji sistemi ile bütünleşmiş bir enerji sistemi ve sektör yapısının kurulması hedeflenmektedir” (BOTAŞ, 2015).

Dolayısıyla doğal gaz açısından %98 gibi yüksek bir bağımlılık oranına sahip olan Türkiye’nin konvansiyonel olmayan kaynaklar potansiyelinin anlaşılması ve ticari değerinin belirlenmesi amacıyla 2011 yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çalışmalara başlanmıştır. TPAO konvansiyonel olmayan kaynaklarla ilgili faaliyetlerini önemli miktarda kaya gazı bulunduğu tahmin edilen Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Dadaş formasyonunda ve Trakya havzasının Hamitabat ve Mezdere bölgelerinde yürütmektedir (TPAO, 2015).

ABD Enerji Bilgi Dairesi (EIA)’nin 2013 yılında yayımladığı World Shale Gas Resources adlı raporuna göre Türkiye’de 163 trilyon m³ yerinde kaya gazı rezervi bulunduğu tahmin edilirken bunların üretilebilir olan kısmının yaklaşık 23,5 trilyon m³ olduğu belirtilmektedir. EIA’nın tahminlerine göre, üretilebilir olan kaya gazı kaynaklarının 17,1 trilyon m³’ü Güneydoğu Anadolu Bölgesine, 6,4’ü Trakya Bölgesine aittir. Raporda verileri açıklanmasa da Sivas ve Tuz Gölü civarında da kaya gazı olduğu tahmin edilmektedir (EIA, 2013). Türkiye’de bulunan kaya gazı formasyonlarının, tabaka derinliği ve kalınlığı, kayaçların hidrolik çatlatmaya uygun mineral bileşimler ile ekonomik üretim için tercih konusu olan özelliklere sahip olduğu belirtilmektedir (Demirtaş, 2013).

Mevcut ve Proje Halindeki Doğal Gaz Boru Hatları

Türkiye’nin doğal gaz alım anlaşmaları (BOTAŞ)

Türkiye doğal gaz anlaşmaları

2005 yılında 7.809 km uzunluğunda olan toplam boru hatları, 2015 yılı Ağustos ayı itibarıyla yaklaşık 1,5 katına çıkarak 12.812 km’ye ulaşmıştır. Rusya-Türkiye Batı Doğal Gaz Boru Hattı; yıllık 4 milyar m³ anlaşma miktarına sahip ve 845 km uzunluğunda olup ülkemize Bulgaristan sınırından geçerek ulaşmaktadır. Rusya’nın Trusgaz şirketi ile BOTAŞ arasında 23 yıl süreli anlaşma imzalanmıştır (BOTAŞ).

Rusya-Türkiye Karadeniz (Mavi Akım) Doğal Gaz Boru Hattı toplam uzunluğu 1.265 km olup projenin toplam maliyeti 2,8 ile 3,3 milyar $ arasında gerçekleşmiştir (Kemer, 2011). Mavi Akım Projesi’nin en önemli özelliği Rusya ile yapılan diğer anlaşmaların aksine, herhangi bir geçiş ülkesi ile muhatap olmaksızın Rus doğal gazının doğrudan Türkiye’ye verilmesidir (Oğan, 2006). Diğer yandan Mavi Akım anlaşması birçok eleştiriyi de beraberinde getirmiştir. Bunlardan en önemlisi ise Türkiye’nin doğal gaz açısından Rusya’ya tamamen bağımlı hale geldiği iddiaları olmuştur (Gazel, 2003:57). Bu anlaşma kapsamında yıllık 16 milyar m³ doğal gaz arzı sağlanmaktadır. Anlaşma hükümleri gereğince Türkiye ithal ettiği gazı Rusya’nın rızasını almaksızın 3. ülkelere satamamaktadır. “Al ya da öde” şartı öngören bir diğer madde gereğince Türkiye kullanmadığı gazın parasını da ödemek durumundadır (Gökçegöz, 2007:178).

İran-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı doğudaki kaynaklardan alınacak doğal gazın boru hattı ile Türkiye’ye taşınması açısından önemlidir. 1996 yılında İran ile Türkiye arasında yıllık 3 milyar m³’ten başlayıp 10 milyar m³’e ulaşacak arz miktarlı bir anlaşma imzalanmıştır. Uzunluğu 1.491 km olan hattan yıllık 9,6 milyar m³ doğal gaz sağlanmaktadır. Gaz iletim hattı Doğubayazıt’tan başlayıp Erzurum, Sivas ve Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmakta, diğer kısım da Konya üzerinden Seydişehir’e ulaşmaktadır.

Bakü-Tiflis-Erzurum (Şah Deniz) Doğal Gaz Boru Hattı başta Azeri gazı olmak üzere Hazar Bölgesi gaz kaynaklarının Gürcistan üzerinden Türkiye’ye ve de Avrupa pazarlarına ulaştırılmasını amaçlamaktadır. Hat 690 km uzunluğunda ve maksimum 20 milyar m³ kapasitededir. Yıllık 6,75 milyar m³ anlaşma miktarı olan 1. faz Temmuz 2007 tarihinde faaliyete geçmiştir. Yılda 6 milyar m³’lük anlaşma miktarına sahip 2. fazın ise en geç 2018’de faaliyete geçmesi öngörülmektedir (ETKB, 2015).

Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Gaz Taşımacılığı (Interstate Oil and Gas Transport to Europe- INOGATE) projesi çerçevesinde geliştirilen ve Hazar Havzası, Rusya, Orta Doğu, Güney Akdeniz ülkeleri ve diğer uluslararası kaynaklardan sağlanacak doğal gazın Türkiye ve Yunanistan üzerinden Avrupa pazarlarına aktarılmasını hedefleyen Güney Avrupa Gaz Ringi Projesi 2007 yılında tamamlanarak işlemeye başlamıştır. Bu kapsamda, Türkiye’den Yunanistan’a doğal gaz ihracatına 2007 yılında başlanmıştır. Söz konusu projenin ilk aşaması olan Türkiye-Yunanistan Doğal Gaz Boru Hattı 211 km’si Türkiye, 85 km’si Yunanistan sınırlarında olmak üzere toplam 296 km uzunluğundadır (BOTAŞ). Boru hattı İpsala sınır noktasında Yunanistan’a giriş yaparak Gümülcine’de sona ermektedir. 2018’de Yunanistan-İtalya bağlantısının da devreye alınması öngörülen bu hat Türkiye gaz sisteminin Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşmesinin ilk adımı olarak yorumlanmaktadır (Taşdemir, 2014).

1988 yılında Nijerya’dan ve 1995 yılında Cezayir’den LNG ithalatına başlanılmasıyla birlikte, alınan gaz için hem baz yük tesisi olarak kullanılmak hem de ani gaz çekişlerinin karşılanmasında devreye sokulmak üzere BOTAŞ tarafından 1989 yılında yapımına başlanılan Marmara Ereğlisi LNG Terminali 1994 yılında işletmeye açılmıştır. Ülkemizin Cezayir ile 4,4 milyar m³, Nijerya ile ise 1,3 milyar m³ olmak üzere toplam kapasitesi 5,7 milyar m³ olan LNG alım anlaşmaları bulunmaktadır (BOTAŞ, 2015).

Proje halindeki doğal gaz boru hatlarına bakıldığında doğu-batı hattında Azerbaycan Şah Deniz-2 doğal gaz sahasında üretilecek gazın Avrupa pazarına iletileceği Trans Anadolu Boru Hattı Projesi (TANAP) en önemli proje olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’yi Avrupa’nın enerji koridoru haline getirecek projenin temeli 2015 yılının Mart ayında atılmıştır (TANAP). Proje Azerbaycan’ın SOCAR şirketi ile BOTAŞ ve TPAO ortaklığındaki Şah Deniz Konsorsiyumu (SDC) tarafından yürütülmektedir. Şah Deniz Faz-2 Projesi kapsamında üretilecek gazın yıllık 6 milyar m³’ünün Türkiye’ye, 10 milyar m³’lük bölümünün ise Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması yönünde tasarlanan TANAP Projesi’ne yönelik olarak 24 Aralık 2011 tarihinde Ankara’da bir Hükümetler Arası Mutabakat Zaptı imzalanmıştır. Projenin 7 milyar $’a mal olması beklenmektedir. Hattın kapasitesinin 2023 yılında 23 milyar m³’e, 2031 itibarıyla da 31 milyar m³’e yükseltilmesi planlanmaktadır (Demirtaş, 2013).

TANAP Doğal Gaz Anonim Şirketi’nde hissedarlık oranları SOCAR %58, BOTAŞ %30, BP %12 şeklindedir (BOTAŞ). SDC 28 Haziran 2013’te TANAP hattının devamı olacak şekilde Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı (TAP) ile birleşerek Güney Avrupa’ya ulaşma kararı almıştır. Projenin gerçekleşmesi Türkiye’nin doğal gaz arz güvenliği yolunda önemli bir adım olarak görülmekle birlikte, AB üyesi ülkelerin doğal gaz arz sorununda da Türkiye’nin çözümün bir parçası olmak gibi kilit bir role sahip olacağı öngörülmektedir. TANAP ile birlikte elde edilecek olan en önemli kazanımlar; hattın geçişiyle birlikte enerji yatırımlarına verilen önceliğin farkına varılacak olması, geçiş güzergâ¬hındaki şehirlerde oluşacak istihdam ve Türkiye’nin enerji kaynaklarına sahip Doğu ile enerji kaynakla¬rından yoksun olan Batı arasında doğal bir köprü görevi görecek olmasıdır (Kaya, 2014).

Türkiye ayrıca diğer uluslararası boru hattı projelerine de katılmaktadır. Kerkük Ceyhan Ham Petrol Boru Hattına paralel olarak inşa edilmesi öngörülen Irak-Türkiye Doğal Gaz İhraç Projesi, 30 milyar m³ Türkmen gazının 16 milyar m³’ünün Türkiye’ye ve 14 milyar m³’ünün Avrupa’ya ulaşmasını öngören Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Boru Hattı Projesi bunlara örnek olarak verilebilir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dünya doğal gaz üretimi

Doğal Gaz

Doğal gaz, yenilenebilir enerji kaynağıdır. Küresel enerji arzının önemli bir unsuru olan doğal gaz geniş rezervlerin …

Yenilenemez Enerji Kaynakları

Yenilenemez enerji kaynakları belli bir rezerve ve ömre sahip olan enerji kaynaklarıdır. Kömür, petrol, doğal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir