ÖNE ÇIKANLAR
Home » Yaşam » Yazının İcadı

Yazının İcadı

Birçok tarihçi, insanlığın sayısız başarısı ve keşfi içinde, gerçek manada uygarlığın tohumlarını atan gelişmenin yazının icadı olduğunda hemfikir. Bu emsalsiz adım 5000 yıl önce atıldığında, insanların sözel geleneğe emanet ettikleri düşünceleri ve deneyimleri sonunda yazıya aktarılarak korunmaya başlandı, zamanla yok olmayacakları inancıyla bilgi nesilden nesile aktarılabildi. (Çin’in Henan bölgesinde bulunan ve Peiligang kültürüne ait olduğu belirlenen M.Ö 6600 yılına uzanan kalıntılar o dönemde basit bir yazı tekniğinin kullanıldığını göstermiştir). Kalıntılara göre, bu yazıda sadece 16 ayrı işaret kullanılmış ve hiçbir zaman resmi ve biçimli bir yazı tekniğine geçilememiştir. Temelde, yazının icadı ile sosyal fikirlerin korunması sağlanmış, bu da kompleks toplumların ve imparatorlukların kurulmasına zemin hazırlamıştır.

İlk Yazılı Eser – Yazının icadı

Yazının icadıİlk yazılı kelimeler, Sümerlilerin malların kaydını tutmak için oluşturdukları resim yazılarıdır. (Birçok bilim insanı aynı dönemde, antik Mısırlıların da erken dönem hiyeroglif sembolleri denebilecek simgeler kullandığına inanıyor.) Sümerlilerin yazıyı kullandığına dair en erken bulgular M.Ö 3100 yıllarına uzanıyor; tahıl çuvallarına etiket şeklinde konulmuş küçük kil tabletlere kazınan işaretler bu dönemde yazı kullanıldığına işaret ediyor. Bu etiketler, çuvalların içinde bulunan tahılların cinsini ve miktarını belirtiyor.

Bu yazılar taş iğnesi adı verilen ucu sivriltilmiş bir kamışla yazılıyor. Yumuşak kile, betimlenen objelerin sembolleri; basit biçimlerde kazınıyor (kıvrımlı işaretler fazlaca kullanılıyor). Büyük tahıl ambarları olan varlıklı Sümerlilerin, kayıtların kolayca okunabilmesi için resim yazısını sütunlar halinde ve daha büyük tabletlere yazdıkları biliniyor. Bu da demektir ki, etiketin büyüklüğü, kişinin ne kadar varlıklı olduğuna işaret ediyor.

M.Ö 3000’lerin başında, Sümerli kayıt tutucular, daha hızlı yazabilmek için sembolleri yazarken bazı teknik değişiklikler yaptılar. Mezopotamya’daki şehirler alan olarak genişledikçe, gelişen ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak sayım yapmak için de daha pratik yollara ihtiyaç doğdu.

Ucu sivriltilmiş üçgen şeklindeki yeni bir ucu taş iğnesiyle değiştirdikten sonra, kayıt tutucular yazının ilkel halini düzelttiler ve düzensiz sembolleri standartlaştırarak simgeleri daha hızlı oluşturabilecekleri kompleks bir el yazısı geliştirdiler; bu sistem, soyut düşüncelerin de ifade edilmesini sağladı. Artık sadece objelerin minyatür hallerini çizmiyorlardı; el yazıları çivi yazısı olarak bilinen, kısa semboller bütünü halini aldı.

Ama daha karmaşık ve özenli yazı, yıllarca dikkatle üzerinde çalışılmış ve öğrenilmesi uzun zaman almış yeni yazı oldu (700 farklı işaret içeriyordu). Bu yazıyı yıllarca süren eğitimden sonra öğrenen elit bir katip kesimi ortaya çıktı. Katiplik, asil ailelerle kurulan bağlantıların yanında yüksek sosyal ve idari ofislerde mevki sağlayan profesyonel bir iş haline geldi.

Perslilerin Eserleri

Yazı sisteminin en etkileyici ve günümüze kadar gelen örneği İran, Behistun’daki dağda görülebilir. Pers İmparatorluğu’nun büyük kralı Kral Darius, askeri zaferlerinin beyannamesi olarak M.Ö 500’lerde yerden 103 metre yükseklikte bu anıtı yontturmuştur. Bundan sonraki 500 yıl içinde, Bereketli Topraklar/Mezopotamya bölgesindeki birçok uygarlık yazının icadı sürecinde bu yazı tekniğini çeşitli seviyelerde kullandı; Babil uygarlığı, Asurlular ve daha birçok komşu uygarlık çivi yazısı tekniğini benimsedi ve çeşitli kültürel eklemeler de yaparak bu yazıyı kullandı.

Bu dönemden itibaren, imparatorluklar kuruldukça, kültürler çoğaldıkça sayısız yazı türü de ortaya çıkmaya başladı.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir