Gramsci ve Hegemonya

Tarihsel bloğun Gramsci tarafından altyapıüstyapı ile sivil toplumsiyasal toplum arasındaki ilişki olarak çözümlenmesi, sivil toplumun ve bu kavramın bir çeşit tarihsel ve siyasal çevirisi olan hegemonya kavramının tarihsel blok içindeki önemini göstermektedir.

Hegemonya kavramını ilk kullanan Gramsci değildir. Bu kavramın literatürde marksist düşüncede yer verilen ve “tarihsel zorunluluk zincirinde meydana gelmiş bir boşluğu” tamamlamak için kullanılan bir kavram olduğu belirtilmektedir. Gramsci’nin Lenin’e dayandırdığı “hegemonya” kavramı 1890’lardan 1917’ye kadar Rus Sosyal-Demokrat hareketinin en gözde kavramlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk defa Plehanov’un 1883-1884 yazılarında beliren kavramı, büyük ölçüde geliştiren Lenin olmuştur ama onun asıl tamamlayıcı kuşkusuz Gramsci’nin kendisidir.

antonio gramsci photo
Fotoğraf: Abode of Chaos

Hegemonya kavramı Marx’ın kullandığı tarihsel materyalizm bağlamında anlaşılması gereken bir kavramdır. Egemen sınıfın çıkarlarının ideal biçimde, evrensel çıkarlar olarak temsil edilmesini anlatır. Gramsci bu kavramı ilk olarak proleteryanın yönetimi ele geçirmek için diğer sömürülen gruplarla bir ittifak sağlamada nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin olarak bir çeşit uzlaşma sağlama ve kendini kabul ettirme biçimi anlamında kullanmaktadır. Proleterya diktatörlüğü, ancak, işçi-köylü ittifakının sağlanması yoluyla kurulabileceğinden, bunun gerçekleştirilmesinde hegemonya aygıtının kullanılması büyük önem arz etmektedir. Bu doğrultuda Gramsci’ye göre;

Hegemonya olgusu,  üzerinde hegemonya uygulanacak grupların çıkar ve eğilimlerinin göz önünde bulundurulmasını, belli bir uzlaşma dengesinin kurulmasını, yani yönetici grubun ekonomik-korporatif nitelikte özverilerde bulunmasını kuşkusuz gerektirir, ama bu türlü özverilerin ve böyle bir uzlaşmanın işin özüyle ilgili olamayacağı da kesindir, çünkü hegemonya her ne denli ethik-politikse de, aynı zamanda ekonomik de olmadan edemez, temelini yönetici grubun ekonominin kilit kesimlerinde yerine getirdiği kararlaştırıcı işleve dayandırmadan edemez”.

Bunun yanında Gramsci’nin bu kavramı, Batı’daki burjuva iktidarlarının yapısını irdelemek amacıyla da kullandığı ve zaman zaman farklı biçimlerde ele aldığı görülmektedir. Bu anlamda, siyasi eylemdeki ve devlet yaşamındaki “çifte perspektifi” vurguladığı yazısında, bu çifte perspektifin Machiavelli’nin Centaur’unun ikili karakterine karşılık geldiğini ifade etmekte ve bunları, “zor” ile “rıza”, “otorite/egemenlik” ile “hegemonya” ve “şiddet” ile “uygarlık” düzeylerine yerleştirmektedir. Bu kullanımıyla hegemonya, egemenlik kavramının antitezini oluşturmaktadır. Ancak burada kastedilen, proleterya diktatörlüğü değil, burjuvazi egemenliğidir.

Beri yandan, hegemonya düşüncesinin kazandığı bir diğer içerik, yönetici sınıfların aydınlar aracılığıyla, rızayı da içine alan bir hegemonya kurmalarında yatmaktadır. Gramsci’nin bu belirlemesinde, hegemonya sivil topluma, egemenlik siyasal topluma özgü bulunmaktadır. Dolayısıyla, üstyapıda iki düzey bulunmaktadır: Halk dilinde “özel” denilen örgütlerin oluşturduğu sivil toplum düzeyi ile siyasal toplum/devlet düzeyi. Bu iki düzeyden birincisi, egemen grubun bütün toplumlardaki hegemonya işlevine, ikincisi ise devlet ve yasal hükümet tarafından yürütülen doğrudan egemenlik ya da buyurma işlevine karşılık gelmektedir. Gramsci’nin sivil toplum ile siyasal toplumu ayırması, onun okul ve kiliseler gibi örgütleri sivil toplumun hegemonya aygıtları saydığı ifadelerinde de kendini açık bir şekilde göstermektedir.

Gramsci’nin hegemonya kavramını, Batıdaki gelişmiş kapitalist ülkeler ile burjuva iktidar yapıları  açısından kullanması, konuyla ilgili bir başka yorumu da beraberinde getirmektedir. Onun liberal devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını “siyasal hegemonya” olarak adlandırması ve bunun karşısına da “sivil hegemonya”yı koyması; hegemonyayı hem devletin, hem de sivil toplumun içine yerleştirmesi, –konuya ilişkin diğer belirlemeler de göz önünde bulundurulduğunda– kavramın anlamında sürekli bir kaymaya yol açmaktadır. Ancak, bu kaymanın temelinde birtakım geçerli nedenler bulunduğunu da yadsımamak gerekmektedir.

Kültürel ve İdeolojik Hegemonya

Gramsci’nin kullandığı hegemonya kavramı, ilham aldığı Lenin’in hegemonya anlayışının daha ötesine geçmiştir. O’nun hegemonya kavramı hem Lenin’de olduğu gibi siyasal önderlik hem de ideolojik-kültürel önderlik anlamına gelmektedir. Kültürel hegemonya, Gramsci’nin çözümlemesinde siyasal hegemonya’ya göre daha baskındır. Bu bağlamda Bobbio Gramsci’nin hegemonya anlayışının Lenin’inkinden çok Stalin’inkine benzediğini fakat Gramsci’nin bunun farkına varamadığını savunmaktadır.

Benzer Yazılar

Antonio Gramsci
Görüntülenme: 90
1891’de İtalya’nın Sardunya şehrinde dünyaya gelen Antonio Gramsci, etrafını çevreleyen olumsuz şartlara rağmen 20. Yüzyılın en önemli Marksist düşünü...
Susurluk Kazası Fotoğrafları
Görüntülenme: 1,446
3 Kasım 1996'da Balıkesir'in Susurluk ilçesinde meydana gelen Susurluk kazası, Türkiye'de "devlet, polis, mafya" arasındaki karanlık ilişkileri ortaya...
Gramsci ve Tarihsel Blok
Görüntülenme: 340
Gramsci’ye göre toplumda çeşitli ve karmaşık nitelikli yapılar ve üst yapılar vardır. İşte bu alt yapılar ve üst yapılar bir “tarihsel blok” oluşturur...

Bir Cevap Yazın